Düşünmekle hammallık etmek arasındaki farkın bilinmesi gerekir!
Hamalların taşıdıkları eşyaları kendilerine ait sanmaları bu geçeği değiştirmez...
Taşınan malların mahiyeti de aslında esas açısından konuyu etkilemez; zira,eşyanın mücevher veya bakır türünden olması da sadece fiyakayı etkiler.
Velhasıl sonuçta hepsi birer hammaldırlar...
Toplumlada ki birçok insanın konuştukları sözlerin kendi düşüncelerinin bir ifadesi olduğuğunu sanmaları bazı durmlarda garabet derecesinde bir yanılgıdır.
Geçtiğimiz yüzyılda yaşamış Polonyalı bir matamatikci “Dil deneyimin kendisi değildir” diyerek, gerçeğin çoğu kez söylenenin gerisinde aranması gerektiğine dikkat çekmiştir!
Bu durum bazan “Harita alanın kendisi sayılmaz”diyerek de dile getirilir.”Cebinizdeki harita sizi o araziye sahip kılmaz; tekrarlanarak söylenen bazı sözlerde sizi o gerçeğin insanı yapmaz”.
Bu durum içinde bir avantajıda barıdırıyor olamaz mı..?Yani,garabet arzeden durumların gerçek faillerinin aslında “hammallar”olmadığı haberini fısıldamış olmaz mı kulağımıza?
Bence tam da öyle...
Başkalarının hatalı düşüncerinini hammallığını yaptığımız nokta da,birazcık hakkaniyet duygusu ile davranmak bize yepyeni bir kapının yönünü gösterir...
Bu kapıdan ilerisi düşünce alanıdır...
Ku’an, kuşkusuz, “Oku” diye başlar,ama “Düşün” diye devam eder!
Başkalarının şöyle veya böyle düşüncelerinin hamallığını yapmak düşünmek değil,aksine düşünmemekte ısrar anlamına gelir!
İnsanlar binyıllarca dünyanın yuvarlak değilde dümdüz olduğuna inandılar;böyle inanmaları gerçeği değiştirdi mi?
Mesela,bir apartmanın 8.katında dünya’ya gelmiş bir insan düşünelim. Bu insanın da 18 yaşına gelene kadar doğduğu dairesinden dışarıya çıkamadığını var sayalım.Kendisine 18.Yaş gününde “hadi özgürsün,işte asonsör,işte merdiven”dendiğinde, “hayır,ben pencereden gitmek isyiyorum” derse,öleceğini söylemeniz kehanetmi olur?O insanın yerçekimi kanunu bilmemesi veya yok sayması gerçeği değiştirir mi?
İsrar etmesi halinde sadece “cesedi yakışıklı olur.” O kadar...
Tarihin bazı katlarında mahsur bırakılarak,dar odanın dar penceresinden dünya yı görmeye alışanlar günümüz de artık mazeretlerini tüketmiş durumdalar...Şimdi kendilerine farklı pencereler açan ve farklı çıkış yolları gösteren sayısız imkanlara sahipler.
Artık hamallığı yapılan zararlı maddelerden daha çok zararlı, bazı ifsat edici düşüncelerden kurtulmanın zamanı geldi diye düşünüyorum.
“Sırtımda ki yükümü çözüp hafifliyemem
Haydutlar korkar ondan,ürküp kaçar kervanlar
Yezid’in mirası o, kimselere diyemem
Bekcileri dir onun yaşıyan tüm Mervanlar...”
Tedirginliği ile de biryerlere varamayız...Helel,hele şu sırtımuzda ki Muaviye yüküyle hiç varamayız!
“Haklı olan Ali idi,lakin Muaviye’de haksız sayılmaz dı” gibi tam bir tevilcibaşı lakırtısı sözler Allah korusun, söyliyenin ne kadar safdirik olduğunu göstermekle kalmaz, “düşünmemek te ısrar etme suçu”ndan kendisini cehenneme yuvarlıyabilir!Ayrıca böyle bir davranış,İslamın adalet ilkesiyle de uyuşmaz!
Merhum Hamdi Yazır’ın, “İslam’ın Tevhit ten sonra ki direği Adalettir” dediği söylenir.Hz.Ali’nin karşısına “muaviye’de haksız değildi” sözünün konması hangi adalet ölçüsüne sığar Allahaşkına!
Bu söz, “ sekizinçi kattan atlıyan genç,aşağıya düşer,ama yukarıya doğru da uçabilir”demek kadar saçma sapan bir sözdür!
X X X X X
Düşünmekle hammalık etmek arasında ki farkı ortaya koyan bir kitab bulunuyor elimde:
“Hüseyinleşmek”
Yazarı:Mahmut Aşkar...
Aşkar’dan bahsetmek isterim bir kaç cümle...
Mahmut Aşkar,tam bir denge insanı...Hani aklınız olur,duygunuz olamaz.Duygunuz olur,dengeniz olmaz...olur-olmaz yerde saçmalarsınız.
Mahmut Aşkar,üç özelliği de şahsında barındıran bir aydın,bir düşünce adamı.
Her karşılaştığımda değil (yılda sadece bir-iki kez görüşürüz) her makalesini okuyuşumda kendisinin bir kaç adım daha derinleşitiğini hissederim.
Konuları ele alış tarzına baktığınızda hemen, tam bir detaycıyla karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız ve merak edersiniz” “bu kadar parça biraraya nasıl gelecek?”
İşte Mahmut’un ustalığı orada kendini gösterir...Sonun da bakarsınız ki,hiçbir malzeme israf edilmeden yerli yerine konmuş ve ortaya mükemmel bir eser çıkmış.
En can sıkıcı konularda bile ne dengesini yitirir,ne de zerafetini elden bırakr;bu açından bakıldığında da Mahmut Aşkar tam bir uslup adamı olarak durur karşımızda...Mesela Yezit veya Muavi’yeden bahsedildiği alanlarda bile herhangi bir caferi zincire sarılırken,bir sunni olan ben bile zıvanadan çıkarken
Mammut “uhuletle ve suhuletle” sözünü söyler,yazısını yazar...
Hem de en güzel şekiyle,ama hiç eğip bükmeden.
Onun bir başka önemli özelliği olan ve benim,“Köprü Aydın” sıfatı taktığım tarafına bir başka yazı da uzunca değinmek isterim.Çünkü,onun ve keskin ideolejik saplantılara girmemiş bir kaç arkadaşın çalışmaları Avrupa Türkleri ve onların gelecek nesilleri açısından hayati öneme sahiptir.
Mahmut Aşkar’ın ilk kitabının adı “Toplum Raydan Çıkınca” idi.
İkincisi, “Hüseyinleşmek”
Her iki kitabının ismine de atıfta bulunarak telefonda kendisine, “Dostum! Hüseyinsizleşen toplum raydan çıkar” diye espri yapmak istemiştim.Ancak,kitapları okuduğunuzda işin espri yanı ortadan kalkıp,gerçekle yüzyüze geliyorsunuz...
Ve..gerçekten, HÜSEYİNSİZLEŞEN TOPLUM RAYDAN ÇIKAR demekten kendinizi alamıyorsunuz...
Üçüncüleri...dördüncüleri...beşincileri de bekliyoruz,sevgili Mahmut!